Anasayfa / Günün Haberleri / Koca Kıta Kurudu | Hatice Turhan

Koca Kıta Kurudu | Hatice Turhan


Tabii bulmuşlardı suyu bol düz mü düz coğrafyayı geliştiler. Bizimki gibi dağlık tepelik değillerdi. O yüzden sanayileşmeleri de kolay oldu, şehirleşmeleri de.

Mesela eskiden İngiltere dendiğinde aklımıza hep o bitmek bilmeyen yağmurlar gelirdi. Gelin görün ki 2026’nın bu kavurucu Ağustos günlerinde, Londra’nın o meşhur yeşil vahası Hyde Park sararıp solmuş, adeta bir bozkıra dönmüş durumda. Sadece İngiltere değil, tüm Avrupa kelimenin tam anlamıyla susuzluktan kırılıyor. Rekor üstüne rekor kıran sıcaklıklar, bir zamanlar ılıman iklimiyle övünen kıtayı hızla kavrulan bir coğrafyaya çeviriyor.

İngiltere son 190 yılın en kurak Temmuz ayını daha yeni geride bıraktı. Çevre Ajansı, ülkenin yarısında “ani kuraklık” ilan etti bile. Düşünebiliyor musunuz, bir zamanlar yağmurdan kaçacak yer aranan adanın ortasında şimdi yirmi üç milyon insan için katı bir şekilde su kısıtlamaları uygulanıyor. Hortumla bahçe sulamak, araba yıkamak artık lüks değil, düpedüz yasak.

Ama asıl tehlike gıda üretiminin tehlikeye girmesi. İngiltere’de gıda üretiminde tarihi bir çöküş bekleniyor. Arpa, yulaf ve kolza gibi temel tarım ürünlerinin rekoltesi gerileyecek gibi duruyor. Bu, 1984’ten bu yana görülen en büyük tarımsal kriz demek. Sofraya gelecek ekmeğin maliyeti hızla artarken, ulusal gıda güvenliği için de alarm çalıyor.

Manş Denizi’ni aşıp Kıta Avrupası’na baktığımızda tablonun daha da karamsar olduğunu açıkça görüyoruz. Avrupa’nın ekonomik ve ticari can damarı sayılan o devasa nehirler artık can çekişiyor. Ren ve Tuna nehirlerinde su seviyeleri öylesine düştü ki, ticari yük gemileri karaya oturmamak için kapasitelerini yarı yarıya indirmek zorunda kalıyor. Köln’de Ren Nehri’nin suları neredeyse yürünerek geçilecek kadar azaldı. Nehirlerin kuruması sadece lojistiği ve taşımacılığı sekteye uğratmıyor; enerji güvenliğini de sularla birlikte buharlaştırıyor. Hidroelektrik santrallerinin üretimi dibe vururken, nükleer reaktörlerin soğutma sistemleri büyük risk altında.

Bir yandan da Güney Avrupa cayır cayır yanıyor. Fransa ve İspanya’daki korkunç orman yangınları binlerce hektarlık alanı küle çevirirken, kıtanın yıllardır gurur duyduğu yeşil kalkanı yavaş yavaş tarihe karışıyor.

Açıkçası, bilim insanlarının projeksiyonlarına baktığımızda içimizi ferahlatacak tek bir satır bile bulamıyoruz. Meteoroloji ofisleri ve iklim uzmanları, bu yaşadıklarımızın geçici bir yaz kabusu olmadığını, aksine “yeni normalimiz” olduğunu üstüne basa basa vurguluyor. Su kaynaklarını, doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha büyük bir hızla, adeta hoyratça tüketiyoruz. Tarımsal üretimdeki bu ani ve sert düşüşler, yakın gelecekte küresel bir gıda enflasyonu dalgasını kalıcı olarak hayatımıza sokacak. Su savaşları ya da iklim kaynaklı kitlesel göç hareketleri, sadece distopik bilim kurgu romanlarının konusu olmaktan çıkıp, çok yakında günlük haber bültenlerimizin değişmez gerçeği haline gelecek.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir