AKP, 14 Ağustos’ta 25’inci kuruluş yılını büyük bir törenle kutladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında 25 yılın özetini “Yapamaz dediler, yaptık” sözleriyle verirken, “Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım” diyerek geleceğe ilişkin mesajını da verdi.
Bir siyasi partinin çeyrek asrı elbette bilanço çıkarmayı gerektirir. Ekonomiden hukuka, eğitimden dış politikaya kadar 25 yılın hesabı ayrıca yapılabilir. Ancak bugün daha önemli bir soru var: AKP geçmişte ne yaptı değil, bundan sonra ne yapmak istiyor?
Üstelik yıldönümünün hemen öncesinde Meclis’te dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, yani Çerçeve Yasa, 467 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da bu sonucu “nadir görülen” bir mutabakat olarak nitelendirdi ve hemen ardından Türkiye’de yeni anayasa için siyasi iklimin olgunlaştığını söyledi.
AKP 25’inci yılını kutlarken mesele yalnızca geçmiş 25 yıl değil. Asıl dikkat edilmesi gereken, önündeki döneme ilişkin verdiği işaretler. Çünkü siyasette sayıların da bir dili var.
467 oy ne anlatıyor?
Çerçeve Yasa’ya verilen 467 oyun yeni anayasa tartışmasının hemen öncesinde ortaya çıkması elbette tek başına bir siyasi ittifakın kanıtı değil. Ancak Meclis aritmetiğine baktığımızda neden önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Anayasa’nın 175’inci maddesine göre anayasa değişikliğinin kabulü için TBMM üye tamsayısının en az beşte üçü, yani 360 oy gerekiyor. 360 ile 399 arasındaki kabulde halkoyuna gidilmesi zorunlu. 400 ve üzerindeki bir kabul ise değişikliğin referanduma gidilmeden yayımlanabilmesini mümkün kılıyor; Cumhurbaşkanının yine halkoyuna sunma yetkisi bulunuyor.
Şimdi bugünkü Meclis tablosuna bakalım.
AKP’nin 277, MHP’nin 46 milletvekili var. Cumhur İttifakı’nın bu iki partisinin toplamı 323. Yetmiyor.
DEM Parti’nin 56 milletvekili eklendiğinde ise sayı 379’a çıkıyor.
400 için ise hâlâ 21 oy gerekiyor.
İşte 467 oyun siyasi anlamı burada ortaya çıkıyor.
Elbette Çerçeve Yasa’ya 467 milletvekilinin destek vermesi, aynı 467 kişinin bir anayasa değişikliğine de destek vereceği anlamına gelmez.
Ama 467, Meclis’te alışılmış ittifak sınırlarının ötesinde bir çoğunluğun belirli bir konuda kurulabildiğini gösterdi. Kurtulmuş’un bu tablodan hemen sonra yeni anayasa konusunda “cesaretlendiklerini” söylemesi de bu nedenle önemli.
Yeni anayasa mı, yeni rejim dönemi mi?
Henüz kamuoyunun önünde somut bir anayasa metni yok. Dolayısıyla yeni anayasanın demokratikleşme mi sağlayacağını, yoksa mevcut sistemi daha da tahkim mi edeceğini bilmiyoruz.
Cumhurbaşkanının görev süresi ve yeniden adaylığına ilişkin hükümler değişecek mi? Meclis’in yürütme üzerindeki denetimi güçlenecek mi? Yargı bağımsızlığı için yeni güvenceler getirilecek mi? Temel haklar genişletilecek mi? Yoksa “yeni anayasa” tartışması sonunda birkaç kritik maddeye mi sıkışacak?
Çünkü bir anayasayı “sivil” yapan şey yalnızca siviller tarafından hazırlanması değildir. Anayasanın asıl işlevi iktidara daha geniş hareket alanı açmak değil, iktidarı hukukla sınırlandırmak ve yurttaşı devlete karşı korumaktır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca “yeni anayasa yapılacak mı?” sorusuna bakmak yetmez.
Kimlerle yapılacak, hangi çoğunlukla yapılacak ve en önemlisi hangi maddeler değiştirilecek?
AKP’nin 25’inci yılında asıl tartışılması gereken artık geçmiş değil. Önümüzdeki mesele, bu iktidarın 26’ncı yılında hangi anayasal düzeni kurmak istediği. 323 yetmiyor, 379 referandum kapısını açıyor, 400 ise çok daha başka bir imkân yaratıyor. Önümüzdeki dönemin siyaseti biraz da bu eksik 21 oyun nereden bulunacağı üzerinden şekillenecek gibi görünüyor.






