Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı’nın yaklaşık 150 yıllık geçmişinde Osmanlı hanedanı, imparatorluğun yükselen tüccar sınıfı, Cumhuriyet döneminin büyük sermayesi ve sonunda parçalanan bir aile mirası yan yana duruyor.
CEMİLE SULTAN’IN YANAN SAHİL SARAYI
Bugünkü yapının bulunduğu Kanlıca kıyısının bilinen geçmişi 19. yüzyıla uzanıyor.
Rıfat Paşa ailesine ait olan sahilhane Sultan Abdülmecid’in kızı Cemile Sultan için satın alındı.
Sultan Abdülmecid ile Düzdidil Hanım’ın kızı olarak 1843’te dünyaya gelen Cemile Sultan, 1858 yılında Mahmud Celaleddin Paşa ile evlendi. İstanbul’un farklı noktalarında saray ve köşklere sahip olan sultanın Kanlıca’daki sahilhanesi ise uzun ömürlü olamadı.
1871 yılında çıkan yangın, Cemile Sultan’a ait yapının büyük bölümünü yok etti. Kültür Envanteri’nde yer alan ve Orhan Erdenen’in “Boğaziçi Sahilhaneleri” adlı çalışmasında yer alan bilgiye göre yangından yalnızca iskele bitişiğindeki selamlık bölümü kurtuldu.

Bugünkü yalı, Cemile Sultan’ın yanan sahil sarayının yerine yaklaşık 34 yıl sonra inşa edildi.
ARSAYI YAĞ VE ZAHİRE* TÜCCARI ALDI
Yangından sonra uzun süre boş kalan arsa, 1905 yılında Hacı Şefik Bey ile ortağı İsmail Bey tarafından satın alındı. Bugünkü yalı da aynı yıl, kimliği bilinmeyen yabancı bir mimara yaptırıldı.
1852 yılında İstanbul’da doğan Şefik Bey, Valide Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra yağ ve zahire ticaretine başladı. Balkapanı çevresinde yürüttüğü ticaret sayesinde dönemin varlıklı tüccarlarından biri haline geldi. Yedi yıl Ticaret Odası’nda, üç yıl Ziraat Bankası’nda üyelik yaptı.
*Zahire; buğday, arpa, pirinç ve mısır gibi depolanabilen tahıl ve kuru gıda ürünlerinin genel adı.
İbrahim Alaettin Gövsa’nın 1946 tarihli ‘Türk Meşhurları Ansiklopedisi’nde yer alan bilgilere göre Şefik Bey, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra belediye meclisi üyeliğine seçildi. Donanma-i Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti’nin (Donanma Cemiyeti) idare heyeti reisliğini üstlendi; 1912 ve 1914 seçimlerinde İstanbul mebusu oldu.
Şefik Bey aynı zamanda II. Meşrutiyet döneminde Hariciye Nazırlığı yapan Mehmed Rifat Paşa’nın ağabeyiydi. 1915 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti.
Yalının tarihini anlatan metinlerde sık tekrarlanan bir kronoloji hatası var: Bazı kaynaklar Şefik Bey’i “Donanma Cemiyeti Reisi ve İstanbul mebusu” olarak tanıtarak yalıyı 1905 yılında yaptırdığını yazıyor. Bu unvanlar Şefik Bey’in sonraki hayatına ait. Donanma Cemiyeti 1909’da kuruldu; Şefik Bey ise 1912 ve 1914’te mebus seçildi.
Yalı inşa edildiğinde Şefik Bey henüz bu görevlerde değildi.

HANEDANIN YERİNE TÜCCARIN YALISI
Arsanın Cemile Sultan’dan Şefik Bey’e geçmesi, dönemin toplumsal değişimi açısından da anlam taşıyor.
Boğaziçi kıyıları 18. ve 19. yüzyıllarda hanedan üyelerinin, sadrazamların ve yüksek devlet görevlilerinin sahil sarayları ile şekillenmişti. 20. yüzyılın başına gelindiğinde ticaretle zenginleşen yeni bir kesim de aynı kıyılarda görünür hale gelmeye başladı.
Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı bu değişimin günümüze ulaşan örneklerinden biri oldu. Cemile Sultan’ın yanan sahil sarayının yerini, yağ ve zahire ticaretiyle servet kazanan bir tüccarın Avrupa etkileri taşıyan yalısı aldı.
Şefik Bey yalnızca eski yapının arsasını kullanmadı. Geleneksel Boğaziçi yalısından ayrılan, dönemin Batılı mimari eğilimlerini taşıyan yeni bir yapı kurdurdu.
BOĞAZ’DA ART NOUVEAU* İZİ
TDV İslâm Ansiklopedisi’nde Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı’nın, 1905 yılında Cemile Sultan Sarayı’nın yerine Art Nouveau tarzında yapıldığı belirtiliyor.
*Art Nouveau, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da etkili olan; kıvrımlı çizgiler, bitkisel süslemeler ve doğadan alınan biçimlerle tanınan bir sanat ve mimarlık akımı.
Yalının mimarı bilinmiyor.
YANGINDAN KALAN SELAMLIK
1871 yangınından kurtulduğu belirtilen selamlık bölümü, bugünkü ana yapının iskele tarafında bulunuyor. Altındaki kayıkhane ise yalının denizle kurduğu ilişkinin ayakta kalan parçalarından biri.
Bazı popüler kaynaklarda Şefik Bey’in büyük binayı haremlik, yanındaki küçük yapıyı selamlık olarak yaptırdığı yazılıyor. Ancak Kültür Envanteri’ndeki kayıt, iskele bitişiğindeki selamlık bölümünün 1871 yangınından kaldığını belirtiyor. Bu nedenle küçük yapının tamamının 1905’te Şefik Bey tarafından yaptırıldığı yönündeki anlatıya ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.
Yalı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından 1971 yılında tescil edildi. Daha sonraki koruma ve restorasyon kayıtlarında ana yapı “I. Grup eski eser” olarak tanımlandı.
Yapının Boğaz’a uzanan rıhtımının toplam uzunluğu 58 metre. Güncel satış haberlerinde yalının yaklaşık üç dönümlük bir arazi üzerinde bulunduğu belirtiliyor.
ŞEFİK BEY’DEN FARUK YALÇIN’A
Yalının Şefik Bey’in ölümünden sonra kimlere geçtiği ve Faruk Yalçın tarafından tam olarak kimden satın alındığı bilgisine açık kaynaklarda rastlamıyoruz.
Faruk Yalçın’a yapılan satışa ilişkin bilinen en somut anlatım, Boğaziçi’nde onlarca yalı satışına aracılık eden emlakçı Yüksel Ayıkcan’a ait.
Ayıkcan, 2011 yılında yayımlanan bir röportajında, “Faruk Yalçın’a da Kanlıca’daki yalısını ve Beylerbeyi’ndeki Kastelli Yalısı’nı ben sattım” diyor. Aynı röportajda Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı’nı yaklaşık 25 yıl önce Faruk Yalçın’a 3 milyon dolara sattıklarını anlatıyor. Röportajın 2011’de yayımlandığı dikkate alındığında satışın 1980’lerin ortalarında gerçekleştiği anlaşılıyor.
Ayıkcan, 2011 yılı itibarıyla yalıya 40 milyon dolar değer biçiyordu.
1989’DA YENİDEN RESTORE EDİLDİ
Türkiye’nin önde gelen müteahhitlerinden Faruk Yalçın, iş dünyasının tanınmış isimlerinden biriydi.
Yalçın, satın aldığı tarihi yapıyı 1989 yılında kapsamlı bir restorasyondan geçirdi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylanan restorasyon projesinde ana bina; kâgir zemin kat ile onun üzerindeki iki ahşap kat olarak tanımlandı.
Restorasyonun ardından Faruk Yalçın ailesiyle birlikte yalıya yerleşti. Yapı da zaman içinde tarihi adı Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı’ndan çok Faruk Yalçın Yalısı adıyla anılmaya başladı.
Faruk Yalçın, 2008 yılında 84 yaşında hayatını kaybedene kadar bu yalıda yaşadı.
“BEN HAYATTAYKEN KİMSE SATAMAZ”
Faruk Yalçın’ın ölümünün ardından yalının kime geçeceği haberlere konu oldu.
Yalçın’ın kızı Süreyya Yalçın, 2009 yılında çıkan satış söylentileri üzerine “Ben hayattayken hiç kimse o yalıyı satamaz” açıklamasını yaptı.
Ancak Faruk Yalçın’ın mirası, ilk eşinden dört ve ikinci eşinden bir olmak üzere beş çocuğu arasında eşit şekilde paylaştırıldı. Yalı da beş eşit hisseye bölündü.
Aradan geçen yıllar içinde aile mirasının paylaşılması ve borç dosyaları, tarihî yapıyı önce icra ihalesine, ardından bütün olarak satış kararına taşıdı.
ÖNCE BEŞTE BİR HİSSESİ İCRAYA ÇIKTI
Dünya gazetesinden Hayati Arıgan’ın 2 Kasım 2024 tarihli haberine göre yalının Osman Yalçın’a ait beşte birlik hissesi borçlar nedeniyle icradan satışa çıkarıldı.
İcra müdürlüğü beşte birlik hisseye 280 milyon lira değer biçti. Açık artırma 140 milyon 30 bin liralık başlangıç bedeliyle açıldı. İhalede 141 milyon liralık tek teklif verildi.
Hisse değerini bulmadığı için satış gerçekleşmedi.
Dosyada satış talebinde bulunan alacaklının DenizBank olduğu; borçlu listesinde Osman Yalçın’ın yanı sıra Makyal Enerji Sistemleri, Makintaş Makina, Makyal Enerji ve Makyal İnşaat şirketlerinin bulunduğu belirtildi.
Aynı haberde, beş kardeş arasında eşit paylaştırılan yalının tapusu üzerinde ‘aile konutu’ şerhi bulunduğu da kaydedildi.
Bu ihale yalının tamamını kapsamıyordu. Satışa çıkarılan bölüm yalnızca Osman Yalçın’a ait beşte birlik hisseydi.
ŞİMDİ TAMAMI 55 MİLYON DOLAR
Son haberlere göre Faruk Yalçın’ın çocukları bu kez yalının tamamını satışa çıkarma kararı aldı.
Sabah gazetesine dayandırılan haberlere göre yapı bir süre alıcılarla doğrudan temas kurularak satılmaya çalışıldı. İlk aşamada 70 milyon dolar istendi; alıcı bulunamayınca bir emlak şirketiyle anlaşma yapıldı ve talep edilen bedel 55 milyon dolara indirildi.
Güncel kurla yaklaşık 2 milyar 640 milyon liraya karşılık gelen bu bedel, yapının tamamı için isteniyor.
Ancak 55 milyon dolarlık satış bedeline ve mirasçıların ortak kararına ilişkin bilgiler şu aşamada duyumdan ibaret.
Odatv.com






